25 Haziran 2013 Salı

Şeffaf Çadırlar

Özellikle kış aylarında dikkatimizi çeken şeffaf kapama imalatları aslında yaz aylarından hazırlanır ama çoğunlukla kışın ihtiyacımız olduğundan bu mevsimlerde dikkatimizi çeker. Şeffaf kapama evlerimizde ve iş yerlerimizde kışın soğuk hava şartlarından korunmak için en çok tercih edilen Çadır Modellerinden biridir. Bunun nedenleri arasında şeffaf Çadırların uzun süre kullanıma uygun olması ve sağlıklı olmasıdır. Şeffaf kapama uygulanması için uygulama yapılacak yerin ikliminin uygun olması ve hava koşullarına göre dış mekân şeffaf kapamaların şekil alması gerekir. Şeffaf kapamanın tercih edilmesinin diğer bir nedeni ise Çadırların etrafının manuel yolla fermuar ile açılıp kapanabilir olmasıdır. Şeffaf kapama yaptıracağımız yeri tercih güneşin, karın yada yağmurun etkisi dikkate alınmadan uygulanabilir çünkü her türlü hava koşulunda kullanılabilir. Uzun süreli kullanımının mümkün için Ham maddenin her türlü hava koşuluna uygun olmasına dikkat etmek gerekir. Bu yüzden seçimlerimizde dikkatli olmamız gerekir. Şemsiye vb... ürünlerin etrafının kapalı olmaması nedeni ile Şeffaf Çadır kullanımı kışın yağmurlu havalarda yazın güneşli günlerde yaygındır. Şemsiye bu çadırların kullanılabileceği bir çok alanda kurtarıcı görevi üstlenmektedir. Ama uzun süreli kullanım hedef ise Çadır imalatı alanda kullanılması gereken asıl malzemedir. Şemsiye seçimi yaparken kaliteli olmasına, uzun süre kullanıma uygun olması gibi hususlara dikkat etmek ve hassas davranmak gerekmektedir. Basit gibi görünse de şemsiye seçimi önemli ve özen gösterilmesi gereken bir konudur. Şemsiye alırken pahalı diye düşünmeden almak ya da ucuz diye güvenip almamak gerekir. Her türlü şemsiye, şeffaf kapama, çadır seçiminizde dikkatli olmanız ve bu konuyu önemsemeniz önerimizdir. Çadır, Branda, Tente, Şemsiye ihtiyaçlarınıza kolay ulaşabilmeniz ve en iyi ürünü en fiyata almanız amacıyla sitemiz hizmet vermeye başlamıştır. Yukarıda bahsi geçen her ürün için sitemizin verdiği hizmet dâhilinde sizlere yardımcı olunacak ve ihtiyaçlarınıza kolay ulaşmanız sağlanacaktır.

13 Haziran 2013 Perşembe



Medya- Siyaset İlişkilerinin Doğası ve Demokrasi
Kitle iletişim araçları siyasal kayıtsızlığın en önemli besleyicileridir. Çünkü siyaset tarafından baskı altına alınmıştır ve basın kurumlarının bundan kurtulmaya çalışmaları onlarla birlikte yaşamalarından daha zordur7.
Liberalizmin temel felsefesi dikkate alındığında medya devletin icraatlarını gözetleyen bir ‘kamu gözcüsü’ hüviyeti taşımalıdır. Doğal olarak medyadan beklenen bu çerçevede hükümet uygulamalarının olumsuz sonuçlarına dikkat çekmesi ve sorumluluğunu böylelikle yerine getirmesidir8. Başka bir deyişle, medya siyasal iktidarın vatandaşlara karşı sorumluluklarını yerine getirip getirmediğini (ya da hangi düzeyde yerine getirebildiği) denetlemenin bir mekanizması olarak toplumsal sistemde yer almalıdır9.

Siyasal iktidarın, iletişim sistemini liberal yönetim felsefesi temelinde yapılandırması, demokrasinin yerleştirilmesinde önemli bir adım olarak değerlendirilmektedir10. Çünkü demokrasi çoğunluk yönetimine dayalı siyasal rejim olarak insanların zaman içinde (siyasi) iktidar konusundaki fikirlerinin değişebilmesini ya da güçlenebilmesinde etkilidir11. Bu açıdan, tarih boyunca tebaanın vatandaşa dönüşümüne katkıda bulunan medya12 demokratik siyasetin yerleşmesinde aktif rol üstlenmiştir.

Medya ve siyaset ilişkisini eleştirel yaklaşımlar bağlamında değerlendiren bakış açılarına göre, medya organları doğrudan ya da dolaylı olarak siyasal iktidarın ve siyasal aktörlerin çıkarlarına hizmet etmektedir. Hardt ve Negri’nin13  ifadesiyle medya, siyaseti manipüle etmek için kullanılan “amansız bir iktidar makinesidir”. Yine de, idealist yorumlamayla, iletişim araçlarının uygun, doğru ve gerçek şekilde oluşturduğu kamuoyu devletler ve siyasi iktidarlar için bir “mahkeme” fonksiyonu gördüğünü, iktidarın kötüye kullanımına da en büyük engeli teşkil ettiğini14 söylemek mümkündür.

Ülkemizde değişik dönemler incelendiğinde hükümet ve medya kuruluşlarının sahipleri arasında, sadece bu kuruşların kendi aralarındaki anlaşmazlıkların sonucu olarak gün yüzüne çıkabilen, bir takım gizli anlaşmalarının bulunduğu iddiaları15 da siyasal iktidar ve medya arasındaki ilişkilerin ayrıştırılamayacağını kanıtlamaktadır. Diğer yandan, belirli dönemlerde, medyada haber bültenlerinin büyük kısmının devletin (veya siyasal iktidarın) etkinliklerine, siyasal aktörlere ayrıldığı böylelikle, medyanın hükümete bağımlı iletişim araçları haline geldiği tartışmaları gündeme gelmiştir16



Medya ve siyasete ilişkin yaklaşım ve sorunlar kendine özgü yapıları içinde günümüzün önde gelen tartışma konuları arasındaki yerini korumaktadır. Söz konusu iki kavramın ilişkileri etkileşimleri, aktörleri ile birlikte kullanıldığı durumlarda tartışmanın odağı da derinleşmektedir. Medya ve siyaset kamusal konuların, olayların ya da sorunların var oluşunda, değerlendirilmesi veya çözülmesinde başat bir aktör konumundadır.

Siyaset dünyası toplumsal hayatın sistemini genel anlamda tanzim ederken medya da aynı toplumsal siyasal sistemin belirleyici öğesi olarak doğrudan ya da dolaylı etki mekanizmalarıyla sistemler arası bir işlev görmektedir. Medya ontolojisi ve işleyişi ile toplumsal sistemin tanzim edilen alanlarından biri olmakla birlikte, aynı zamanda tanzim eden düzenleyen bir ekonomik, kültürel ve toplumsal bir mekanizmadır.

Hem medya hem siyaset kurumları kamusal hizmet görme, toplum tarafından görevlendirilmiş, alternatifi olmayan mekanizmalar olduğu iddiasına sahiptir. Demokratik siyasal bir rejimle yönetilen hukuk devletinde gerçekten de hem siyasal iktidarın otoritesi hem de medya organları yapısı gereği kamusal vicdan tarafından meşru ve ‘sorumlu’ kabul edilirler. Dolayısıyla, iki kurum da eylemlerini toplum adına yürütme ve şekillendirme işlevini yerine getirdiği şeklinde argümanlara sahiptir. Doğal olarak her iki kurum kaçınılmaz bir diyalektik ilişki içerisindedir. Bu iki kurumsal sistem bütünü toplumsal sistemdeki ilişki ve etkileşimleri kurumların birbirlerine bakış açıları ve toplumsal çıktıları ile incelenebilir.

Medya günümüzde bireylerin siyasal konular, sorunlar ve problemler hakkında edineceği bilgileri ve alacağı haberleri dolaylı hale getirmiştir. Diğer bir deyişle birer seçmen olarak vatandaşlar, her türlü siyasal süreçte doğrudan bilgilenmenin yerine medya tarafından sunulan imajlar aracılığı ile fikir sahibi olmaktadır. Yeni kitlesel hayat tarzı içinde seçmenlerin büyük çoğunluğu oy verdiği partiyi, lider ya da adayı sadece medya üzerinden değerlendirebilmektedir. Medya ve siyaset ilişkisi açısından değerlendirildiğinde, medyanın sunduğu imajlar bireylerin zihin dünyasını inşa eder hale gelmektedir. İletişim sürecindeki bu medya filtresi ya da Eaglton’ın deyimiyle ‘çarpıtılmışlık’1, siyaset ve kurumlarına karşı toplumsal kanaatleri de yönlendirme potansiyeline sahiptir.

Medya siyaset ilişkileri açısından, siyasetin medya üzerinden kurgulandığı günümüz toplumsal yapısı yaşantı çağı olarak adlandırılmaktadır. Siyaset dünyasının medya tarafından üretilmesi ve sunulması; eğlenceyle bütünleştirilmesi, imaja dayalı hale getirilmesi, sembolik ve törensel boyut kazandırılması, kişiselleştirilmesi, basitleştirilmesi, dramatize edilerek gösteriye dönüştürülmesi bu çağın belli başlı özellikleri olarak kendisini göstermektedir2.



Haber verme ve halkı bilgilendirme basın yayın organlarının en temel görevleri arasında sayılır. Çünkü onların varlık nedenleri budur; vatandaşın izleyici ya da okuyucu olarak onlara ilgi göstermesinin arkasında bu iddia vardır.

Temelde kitle iletişim araçları dediğimiz gazete, radyo ve televizyon gibi teknolojilerin ortaya çıkışı, insanların tebaa olmaktan vatandaşlık statüsüne ulaşan siyasal maceralarının bir parçasıdır. 17. yüzyılda Avrupa’da sıradan insanların haşmet1maaplarının yüce iradesi ve buna dayalı olarak yapıp ettikleri konusunda tabir caizse ileri geri laflar ettikleri, yüksek siyaset hakkında konuşmaya başladıkları bir dönemi işaretler. Elbette bu tarihten önce de iktidarı elinde tutanlar hakkında konuşanlar, eleştiriler dile getirenler olmuştur, fakat 17. yüzyıl, özellikle Avrupa’da burjuva sınıfının yükselişi ve siyasal iddialarını daha açık bir şekilde telaffuz ettiği bir dönemdir.

Burjuva sınıfının, 1688 yılında İngiltere’de yaşanan devrim hatırlandığında, bir aşama kaydettiği, aristokrasinin sorgulanamaz iktidarına karşı, 1679 habeas corpus’un da işaret ettiği gibi daha net sınırlar getirilmesine ön ayaklık ettiği, dolayısıyla her bakımdan kutsal iktidarın sınırlarını ihlal ettiği, bu manada bir yolu açtığı tarihsel dönemdir.

Sonrasında, John Locke’nin fikirlerinde anlamını bulan yaşama, hürriyet, mülkiyet gibi devredilemez, insanın kişiliğine ait haklar yaklaşımıyla kişinin vatandaşlık yolunda ilerlemesi devam etmiş, 19. yüzyılda oy hakkının yaygınlaşmasıyla birlikte vatandaşlık statüsü ve hukuku oluşmaya başlamıştır. Sarayın salonlarında bir ülkenin kaderini belirleyen kararların alındığı, kimi zaman mahrem, alacakaranlık ilişkiler alanındaki ittifaklar, düşmanlıklar, düzenler üzerinden siyasetin yürüdüğü bir devreden, yığınların siyasete katıldığı, arzularını, beklentilerini dile getirdiği, sadece bununla yetinmeyip temsilcileri marifetiyle bunların gerçekleştirilmesi yolunda siyaset yaptıkları bir aşamaya geçilmiştir.
Vatandaş, siyasetin, toplumsal hayatın bir aktif faili olmaya başladığında, süreci belirleyen bir özneye dönüştüğünde elbette kararlar alabilmesi için enforme edilmeye ihtiyaç duyacaktır. Bu enformasyonun, büyüyen şehirler, kalabalıklaşan nüfus, merkezileşen ve ulus devletin alanı haline gelen geniş topraklar düşünüldüğünde kişiden kişiye intikal eden şifahi nitelikte olamayacağı açıktır. İşte tam da bu evrede önce gazeteler sonra radyolar boşluğu doldurmaya başlamışlar, vatandaşın kararlarını belirlemeleri bakımından ihtiyaç duydukları verileri onlara sunan araçlar haline gelmişlerdir.

Onları medyum yapan, burada, yaşanılan ülkede olup bitenleri bir mutfak işleminden geçirdikten sonra yeniden vatandaşa sunmaları, rejim demokrasi olsa dahi hiçbir zaman eksik olmayan yönetici elitlerin karar ve iradeleri ile vatandaşlar arasındaki enformasyon boşluğunu doldurmalarıdır.

Bir bakıma özellikle 19. yüzyılda daha karakteristik hale gelen ulus devletler, bunun paralelinde yaşanan merkezileşme ve standartlaşma medyaya sadece yöneticiler ile yönetilenler arasında enformasyon bağları kurma değil aynı zamanda bu süreçlerde de aktif rol alma konusunda da –ideolojik- bir ödev yüklemiştir.

Şüphesiz medyanın bir işlevi de, literatürde de sıkça ifade edildiği gibi insanları eğlendirmek, hoşça vakit geçirmelerini sağlamaktır. Kültürel türdeşleşmeyle birlikte benzer hayat tarzlarına ve ritimlerine sahip olan geniş yığınların eğlenme araçları ve imkânları bakımından gelenekten kopmaları, popüler ya da kitle kültürü dediğimiz alanın eğlence pratikleriyle birilikte ona bitişik olan medyanın eğlendirici işleviyle buluşmalarını sağlamıştır.

Bir örnek vermek gerekirse, futbol, İngiliz işçi sınıfının ürettiği, kendine ait, araçsal değil doğrudan doğruya eğlence amaçlı ve nihayet amatör bir şekilde gerçekleştirilen bir eğlenme biçimiyken sonradan bu kitle endüstrisinin bir parçasına dönüşmüş, işin içine büyük sermayenin, dev statların girdiği, futbolcuların bir tür çağdaş gladyatörlere dönüştükleri yeni bir aşamaya geçilmiştir. Futbol artık bir oyun değil, yığınları seyirci olarak örgütleyen, onlara sahada değil tribünlerde yer gösteren, taraftarlık ruhu altında onlara hayali ilişkiler alanını sunan, bir seyirlik eğlenme biçimidir.
Medya kitle endüstrisinin bu seyirlik sporunu kitlelerle buluşturan, onun talep ettiği iklimi sağlayan, maçları tüm ulusun gündemine sokarak pazarı genişleten, daha fazla insanı bu pazarın parçası haline getiren bir rolü üstlenmiştir.

Bu kısa özetin bize gösterdiği şudur: Medya, yöneten ve yönetilen arasında mevcut olan enformasyon boşluğunu dolduran, karşılıklı iletişimi sağlayan, aynı zamanda kitlelerin eğlenme ihtiyacını karşılayan bir aracıdır. Fakat tam da burada üçüncü ve daha derin bir şekilde medyanın işlevini belirleyen unsur alana girmektedir: Medyanın üretim ve tüketim süreçlerinin bir parçası oluşu.

Sanayileşme, serbest piyasanın teşekkülü, mal ve hizmetlerin kitlesel üretimi ve tüketimi insanın ekonomiyle ilişkisini ortaçağ döneminden bütünüyle farklı yeni bir evreye taşımıştır.

Ortaçağda kıtlıkla, sınırlı üretimle, malların dolaşımındaki zayıflık ve pahalılıkla terbiye edilmiş olan insanoğlu, bu tür yokluklara karşı kanaatkarlığı, daha az ile geçinmeyi hem ahlaki hem iktisadi bir gerçeklik olarak benimsemiştir.

Bu dönemde insanin emtia ile ilişkisi ihtiyaçlara dayalıdır ve ihtiyaçların ne olduğuna karar veren genel toplumsal iklim, bunları en alt düzeyde tespit etme yönünde ahlaki bir eğilime sahiptir.

Türkiye’de daha yakın dönemlere kadar insanlar yamalı pantolon giyerlerdi, sigaralarını sonuna kadar içerlerdi, emtia ile ilişkileri onların kullanım değerleri üzerinden şekillenirdi. Önemli olan ihtiyacın karşılanması, eşyanın bir derde deva olmasıydı. Ancak bugün Türkiye’de de geniş yığınlar emtianın kullanım değerinden çok gösteri değerini önemsiyorlar, eşyaları eskimeden kullanımdan düşüyor, eşya ile ilişkileri tuhaf bir şekilde bir kimlik ilişkisi üzerinden yürüyor.

Kişinin cep telefonunun markası, giydiği elbisenin trendlerle uyumlu oluşu, otomobilinin lüks ve gösterişli oluşu sadece o mallara ilişkin bir nitelik olarak görülmüyor, bizatihi onu kullanan kişinin kimliğini belirleyen, onu önemli ve değerli hale getiren bir anlam çerçevesinde değerlendiriliyor.
Bunun sadece Türkiye’ye has bir değişim olmadığını biliyoruz. Özellikle on dokuzuncu yüzyıldan sonra Avrupa merkezli olmak üzere çılgınca üretim aynı çılgınlıktaki bir tüketim talebini uyardı ve bu mübadeleyi sadece ekonomik bir mübadele olmaktan çıkartıp kültürel, psikolojik anlamlarla bağlantılı kişinin toplumsal ilişkilerini belirleyen bir yeni evreye taşıdı.

Bu değişimi doğrudan doğruya reklâmların dili ve görüntüsü üzerinden dahi takip edebiliriz. On dokuzuncu yüzyılda reklâmlar daha çok bildirici reklâm türündeyken, doğrudan malın nitelikleri anlatılır ve bu dil somut bir gerçekliğin aracı olurken, bugün reklâm esinleyici bir dil ve görüntü üzerinden kendi takdimini gerçekleştirmektedir.

Artık reklamın amacı ürünle kişiyi buluştururken ihtiyacın karşılanması değil, doğrudan ihtiyaçların üretimidir. İnsanlar reklâmları izlerken mallardan çok hedef kitlenin insani özelliklerini takip etmekte, antrofomorfik Yunan tanrıları gibi eşyaya atfedilen insani niteliklerin şahidi olmakta ve bir bakıma pan türü Yunan tanrıları gibi eşya ile entegrasyona çağrılmaktadırlar.

Esinleyici reklâmın hedef kitlesi tüketicidir, tüketici kim derseniz, cevap herkestir. Ürün ile tüketici kitle arasındaki ilişkileri kim kuracaktır? Burada yine rol medyaya düşmekte, ondan eşyanın fetişini, halesini tüketicilere taşıması istenmektedir.

Bütün bunlar bir araya getirildiğinde medyanın alanda beliren rolleri şu şekilde karşımıza çıkmaktadır: Olup biten olaylar hakkında kamuoyunu bilgilendirerek onları etkin failler haline getirmek, yönetici kesim hakkında kanaatlerinin oluşumuna veri sunmak, siyasal seçimlerin neye göre yapılacağı hususunda çeşitli enformasyonları dolaşıma sokmak.

Elbette medya sadece bu türden ciddi işlerle uğraşmayacaktır, bunların yanı sıra insanları eğlendirmek, onların hoşça vakit geçirmelerine aracılık etmek de yine rolünün bir parçasıdır. Çünkü modern hayat insanlara ev ve çalışma hayatı arasındaki doğrusal çizgi üzerinde gidip gelmelerini zorunlu kılarken, eve geldiklerinde gündelik hayatın sıkıntılarına karşı soluk alabilecekleri bir alan ihtiyacı doğurmaktadır. Bunu da yine çeşitli programlar marifetiyle medya sağlamakta, böylece siyasal, toplumsal enformasyonla eğlenceyi birleştirerek etkisini perçinlemektedir. Ancak bütün bunların anlam kazandığı bir başka husus, medya organlarının üretim tüketim süreçlerindeki rolleridir.

Medya organları en önemli gelirlerini reklâmdan kazanırlar. Reklâm alabilmek için ise daha fazla satmak, daha fazla izlenir olmak isterler. Bu, daha fazla satmak ve izlenir olmak talebi onların habercilik ve eğlence anlayışlarına skandala açık bir nitelik kazandırır.

Ciddi, ağırbaşlı habercilik geniş yığınlar için artık sıkıcı görülmektedir. İnsanlar “haberleri” değil, adeta haberler adı altında her gün içinde çeşitli dramatik öğelerin olduğu filmleri izlemek istemektedirler.

Haberler de esasen bir sinema filmi mantığıyla hazırlanmakta, temel insani konular, şiddet, kan, skandal, cinsellik bir sıra dâhilinde toparlanarak haber başlığı altında ve her zaman bulunması mümkün örnekler üzerinden izleyiciye sunulmaktadır.

Türkiye’de bir ara bazı kanallarda haberlerin arasında görüntü olarak sinema filmlerinden alınan çeşitli etkileyici sahneler verilir, böylelikle gerçekle filmin birbirine karıştığı bir anlatım biçimiyle olaylar aktarılırdı. Bugün de yine haberleri ilginç kılmak, hikâyeyi daha etkileyici bir şekilde anlatmak için özel bir çabanın sarf edildiğini, bazen bu çaba nedeniyle haberin gerçekliğiyle aktarılan gerçeklik arasındaki mesafenin hayli derinleştiğini görüyoruz.

Buradan hareketle, medya organlarının “doğru” haber vermelerinin önündeki birinci engelin, daha fazla izlenme, okunma arzusundan, kısaca reyting kaygısından kaynaklanan akletmenin olduğunu söyleyebiliriz. Medya mutfağı son derece yaratıcı bir film seti gibi çalışmakta, sadece gülünç olanlar değil trajik haberler de eğlence formatı içinde düşünülmektedir.

Medya organlarının doğru haber vermelerinin önündeki ikinci engel, artık onları kurup işletmenin büyük sermayeler gerektirmesi nedeniyle ekonominin başka sektörlerinde de iş yapan kişilerin, kuruluşların medya alanına yatırım yapmaları, sermayesini sağlamalarıdır.
Bu gelişme bir yanda güçlü medya kuruluşlarının doğmasına sebep olmuş, ancak diğer yanda ilgili kurumların çıkar ilişkilerinin bir aracı olarak kullanılmaları tehlikesini doğurmuştur. Çünkü medya özellikle siyasi kadrolar üzerinde etkili bir güçtür ve aynı zamanda kamuoyu oluşturma niteliği bir hayli yüksektir. Bu iki özelliğin, ekonominin piyasa şartlarına tabi aklının dışında bir alana ait olması, çıkar için bunların yedeklenmeyeceği, bu tür kolaylaştırıcı güç ilişkilerinin kullanılmayacağı anlamına gelmiyor.

Buna ilişkin sayısız örnek dünyanın çeşitli ülkelerinde mevcuttur ve halen bu manada örneklerin yaşanmaya devam ettiğinden kimsenin kuşkusu yoktur.

Medyanın doğru haber vermesinin önündeki üçüncü engel ise, onların siyasi angajmanlarıdır. Siyasetin temelde bir iktidar mücadelesi olduğunu biliyoruz. Bu süreçte olup bitenleri kendi perspektifinden anlamlandırma, bunları dolaşıma sokma, hayatı belli tarzda okuma son derece önemlidir.

Olayların kendi başına gerçeklikleri değil onların nasıl görüldükleri ve nasıl anlatıldıkları önem kazanmaktadır. İspanya iç savayı sırasında bir sosyalist gazete Madrid meydanında meydana gelen bir şiddet olayını şu şekilde anlatmaktadır: Bu Pazar sabahı işçiler meydanda sakin bir şekilde otururlarken o sırada oradan geçmekte olan iki rahibin giymiş oldukları dini kisvelerle kışkırtılmışlar, bu açık meydan okumaya dayanamayan işçiler, kendilerini savunmak için rahiplere hadlerini bildirmişlerdir.

Bu anlatım biçiminden olayın ne olduğunu çıkartabiliyoruz, ancak siyasi dil her zaman bu kadar açık bir tarafgirlikle teşekkül etmiyor. Türkiye için anlatılan meşhur bir örnek şudur: Bir cami hocasının keçisi çalınır, bir gazete haberi cami hocası keçi çaldı diye verir. Evet, olaya ilişkin benzerlikler var, kelimeler benzer, ama sonuç bambaşka.

Medya organlarının ekonomik ve siyasi angajmanları ile reyting kaygısından kaynaklanan skandala açık dillerinin haberler üzerinde yarattığı tahribat ve tarafgirlik karşısında ne yapabiliriz?

Bu konuya ilişkin olarak öncelikle meslek ilkeleri mevcut.
Bu ilkeler, haberciliğin ahlaki çerçevesini oluşturuyorlar.

Türkiye’de 16 maddelik basın meslek ilkelerinin tüm maddelerinin şu veya bu şekilde doğru haberle ilgili olduğunu söyleyebiliriz, fakat doğrudan bu konuya vurgu yapan maddeleri şu şekilde ortaya koyabiliriz:
1. Kamusal bir görev olan gazetecilik, ahlaka aykırı özel amaç ve çıkarlara alet edilemez.
2. Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez.
3. Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz
4.   Suçlu olduğu yargı kararıyla belirlenmedikçe hiç kimse "suçlu" ilan edilemez.
5. Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez.
6.  İlan ve reklam niteliğindeki yayınların bu nitelikleri, tereddüde yer bırakmayacak şekilde belirtilir.

Burada zikrettiğimiz altı maddenin yazılış dili “yapılamaz, edilemez” şeklindedir ve tam tersi anlamları zorlayan etkilere, şartlara yönelik bir olumsuzlama içermektedir.

“Kamusal bir görev olan gazetecilik, ahlaka aykırı özel amaç ve çıkarlara alet edilemez,” denilirken tam da böyle yapılabileceğine, çıkarlar için kullanılabileceğine, bu yönde bir potansiyel taşıdığına yönelik anlatım söz konusudur.

Tevrat’ın on emrinden bu yana kutsal kitaplar da insanlara yönelik olarak aynı dili kullanırlar, ama biz biliyoruz ki insanlar, kaynağında kutsal bir otorite olmasına rağmen bu tek tek ya dile kulak verip vermemekte kendilerini belli ölçüde özgür hissetmişler, şartlar doğduğunda gerek hırsızlık yapmaktan gerekse da toplu olarak (savaşlar gibi) cinayet işlemekten kaçınmamışlardır.

Bu tespit önümüze şu sorumluluğu koyar: Basın meslek ilkelerinin varlığı, bunun gazetecilere seslenişi elbette önemlidir, fakat bunun bir adım ötesinde ilkeleri her zaman hatırlatmak, yaşanan olaylar içinde ilkelerin pratiğe ne kadar taşındığına dair bir duyarlılık oluşturmak, en önemlisi de bu ilkeleri destekleyecek maddi ve moral bir otorite kurmak daha önemlidir. Bunların dışında bir başka husus da, basın meslek ilkelerini ahlaki bir zorlama ile değil, doğrudan basın yayın organlarının teşekkül şartlarından kaynaklanan bir gereklilik olarak yaşatabilmektir.

Medya organlarının doğru haber vermelerini takip eden kurumlar hemen hemen her ülkede mevcuttur. Türkiye’de bir basın konseyi vardır. Ancak bu tür konseylerin etkisi, gücünün ve yetkisinin sınırları tartışmalıdır. Esasen bu tür yapılanmaların tam yetki ile donatılmasını da demokrasi ve özgürlükler konusundaki anlayışlarla bağdaştırmak mümkün değildir.

O zaman çözüm olarak karşımıza çıkan çare şudur: Medya organlarının olup bitenlere ilişkin anlatımındaki tarafgirliği bir yere kadar olağan karşılamak, bunu işin tabiatı olarak görmek, ancak bir toplumda var olan tüm kesimlerin medya üzerinden temsiline imkân veren bir ortam hazırlamak. Eğer bir ülkedeki çeşitli kamuoyları kendilerini medya üzerinden temsil edebilir ve yanlı fikirlerini ifade edebilirlerse, o zaman toplamda analitik bir muhakeme için elimizde yeteri kadar yanlı fikir vardır, diyebiliriz.
Sonuç olarak, tarafsız haberciliği doğrudan doğruya medya organlarından beklemek yerine, oradaki örgütlenmeyi çeşitlendirerek bir toplam sonuç olarak elde etmek, izleyicilerin farklı haberlerden bir kompozisyon oluşturmalarına imkân sağlamak, daha uygun bir yol gibi gözükmektedir. Ayrıca şunu da hatırlamak gerekir: Toplum dediğimiz alan da çıkarları, ilgileri, okumaları itibariyle farklıdır ve “doğru” haber tüm toplum için aynı haber anlamına gelmemektedir.

Medya organlarındaki farklılaşma ve toplumsal temsil kabiliyetlerinin yükselmesi, bu anlamda farklı kamuoylarının iletişim alanına taşınması ve burada fikirlerinin mübadele edilmesi anlamına da gelecektir. Buradan baktığımızda son tahlilde basın özgürlüğü dediğimiz kutsal ilkenin de, tek tek her bir medya organı için söz konusu olan bir ilke değil, medya organlarının toplumsal temsil kabiliyetleri yükseldikçe toplam olarak ulaşılan bir durum olduğunu düşünmemiz gerekmektedir. Özgürlük, böylelikle ancak çeşitlilik içinden doğabilmekte, özgür düşünce farklı enformasyonlardan beslenerek mümkün hale gelmektedir.



İnternet sunduğu bu avantajlarla birlikte ‘herkese açık olma’ yönü dolayısıyla, kaçınılmaz olarak bir takım suiistimalleri de beraberinde getirir. Örneğin kullanıma yönelik güvenlik sorunları nedeniyle internet üzerinden yapılan alışverişlere halen kuşkuyla yaklaşılmaktadır. Bunun dışında bu teknoloji üzerinden kurulan sanal sohbet (chat) ortamının özellikle gelişme çağındaki çocukların internete daha bağımlı hale gelmesine neden olmaktadır. Bu durumsa genç beyinlerin ait olduğu sosyal ortamdan kopuk bir biçimde yaşamasına neden olmaktadır. Ayrıca, internette kontrol sistemi tam sağlanamadığı için illegal oluşumlardan pornografik unsurlara kadar birçok yayına ulaşma yolunu açan bu teknolojinin ahlaki zaaflara neden olduğu da tartışmalar arasındadır. 

İnternet her ne kadar yukarda sayılan işlevlere sahip olsa da bireyi, yüzeysel bilgilerle donatmasından dolayı kitabın yerini alamaz. İnternette yazılı metin okumanın zorlukları, bu ikame edilememe olgusunda ayrı bir faktördür. Bireye sağladığı deneyimlerin gerçek deneyimler olmaması, ancak bu deneyimleri sağlarken gerçek olmadığını sezdirmeden işlevselliğini sürdürmesi, internet kullanımında dikkat edilmesi gereken bir noktadır. Bilgi paylaşımında her nekadar bir devrim gerçekleştirse de, internet, bilgiye ulaşım kaynağı olarak egemen bir araç konumuna ulaştığında; yüzeysel bilgiye sahip yığınlar oluşturur.

İnternetin denetlenişinin yeterli düzeyde olmayışı ve kar amaçlı organize edilişi, pornografik yayınlar ve şiddet içeren iletilerin,  terminolojik bilgiye oranla çok daha fazla sayıda olmasına neden olmuştur. Özellikle çocukların internet kullanımını sınırlayıcı programların bilgisayarlarda yüklü olmaması, “iyi” ve “kötü”, “doğru” ya da “yanlış” gibi sistemsel paradigmalarla yeterince törpülenemeyen beyinlerin, bu kavramları yanlış öğrenmeleri yüzünden anlam karmaşasına yol açar. Bu sebeble çocukların internet kullanımında özgür bırakılmaması ve yönlendirilmeleri gerekir. Bu yönlendirme yasaklama ile değil, ikame eden yeni programları çocuğa sunma ve ilgisini farklı web sayfalarına çekme ile gerçekleştirilebilir.

Bu konuda çeşitli projelerle medya okuryazarlığını geliştirme ve bireylerin iletişim araçlarının olumsuz etkilerinden mümkün olduğunca koruma çabası içinde olan RTÜK, çocukların daha bilinçli ve güvenli internet kullanıcıları olmalarına yardımcı olacak bazı önerileri internet sitesinde şöyle sıralamıştır:

1- Her şeyden önce çocuğunuzla iyi bir iletişim içinde olunuz. Çocuğunuzun arkadaşları, zevkleri, korkuları, sevdikleri ve sevmedikleri konular hakkında bilgi sahibi olunuz. Çocuğunuza, her konuyu sizinle paylaşabileceği güvenini veriniz. Sizin yetersiz kaldığınız konularda uzmanlardan yardım alınız
2- Çocuğunuzun Internet'e girdiği bilgisayarın çocuğun odasında olmamasına, evinizin ortak kullanım alanı içinde olmasına dikkat ediniz
3- Çocuğunuzun Internet'te kalma süresine ve bilgisayar kullanma süresine mutlaka kısıtlama getiriniz. Çocuğunuzun yaşına uygun olacak kullanma süresini belirleyiniz. Unutmayınız ki, uzun süre bilgisayar veya Internet kullanımı çocuğunuzun sosyalleşmesine olumsuz etki yapabileceği gibi hareketsiz kalmasına, bazı fiziksel rahatsızlıklara neden olabilecektir. Çocuğunuzun oyuna, kitap okumaya, spor yapmaya ve sanata vakit ayırmasını sağlayınız.
4- Her konuda olduğu gibi, bu konuda da ebeveyn olarak çocuklarınıza iyi birer örnek olunuz. Bilinçli ve güvenli Internet kullanım kurallarını öğreniniz ve uygulayınız.
5- Çocuğunuzla bilinçli ve güvenli Internet kullanımı kuralları konusunda konuşunuz. Bu kuralların neler olduğunu anlaşılır bir şekilde açıklayınız ve kuralları kesin olarak koyunuz. Koyduğunuz kurallar ve konuşmalarınızda pozitif tutum sergileyiniz. Olumsuz söylemlerin çocuğunuzla kuracağınız iletişimde çatışmayı artırıcı unsur olabileceğini aklınızdan çıkarmayınız.
6- Çocuğunuzla ve okul öğretmenleriyle birlikte çocuğunuzun yaşına uygun ve güvenli olan Internet sitelerinin adreslerini belirleyiniz. Belirlediğiniz sitelerin adreslerini bilgisayarınızın "sık kullanılanlar" bölümüne kaydediniz. Böylece bu sitelere giriş işlemi daha kolay olacaktır.
7- Internet'te mümkünse çocuğunuzla birlikte gezininiz. Eğer çocuğunuz bu konuda isteksiz ise, sadece sizin ve okul öğretmenlerinin onayladığı siteleri ziyaret etmesi konusunda çocuğunuzu uyarınız.
8- Çocuğunuzun Internet kullanımını sık sık denetleyiniz. Hangi sitelere girdiği, hangi sohbet ortamlarında bulunduğu konusunda fikir sahibi olunuz. Mümkünse sohbet ortamlarındaki arkadaşlarını tanımaya çalışınız.
9- Çocuğunuzun Internet ortamında güvenliğini sağlamak ve zararlı içeriklerden korumak amacıyla gerekli güvenlik ve filtreleme programlarını edininiz
10- Çocuğunuza Internet ortamında tanımadığı kişilerle sohbet etmemesini, iletişim kurmamasını öğretiniz.
11- Çocuğunuzun, ziyaret ettiği sitenin "güvenlikle ilgili sorularını" dikkatlice okumasını, sitenin istenilen bilgileri ne amaçla istediğini öğrenmesini ve gerektiği takdirde velilerine danışarak istenilen bilgileri vermesi belirtiniz. Sizin onayınız olmaksızın kendi ve aile resimlerinizi, adresinizi, telefon numaranızı, okul adını vermemesini ifade ediniz.
12- Çocuğunuza sizin izniniz olmaksızın, kendi adresini, okulunun adını, telefon numaranızı, ebeveyninin iş adresleri ve iş yeri telefon numaraları gibi kişisel bilgileri Internet sohbet ortamında kimseye vermemesi gerektiğini öğretiniz.
13- Çocuğunuz, Internet kullanıcı adını ve şifresini sizin dışında hiç kimseye vermemelidir.
14- Internet ortamında, sohbetlerde çocuğunuzu rahatsız eden görüntü, ses ve yazılar yer aldığı takdirde hemen bulunduğu Internet ortamından çıkmasını ve size haber vermesini isteyiniz.
15- Çocuğunuzun, bir sitede yer alan oyunlara, aktivitelere, yarışmalara katılmadan önce bunların yaşına uygun olup olmadığı konusunda mutlaka size ve öğretmenine danışması gerektiğini belirtiniz.
16- Çocuğunuza, Internet ortamında yeni tanışılan kişilerin her zaman kendileri ile ilgili doğru bilgiler vermeyebileceği, kimlikleri ve yaşlarıyla ilgili yanıltıcı bilgiler verebileceği gerçeğini anlatınız. Internet sohbet alanlarında ve haber gruplarında ilk defa karşılaşılan yeni mesaj ve kişileri mutlaka velilerine göstermelerini isteyiniz.
17- Çocuğunuza, size sormadan Internet ortamında alış veriş yapmaması gerektiğini; istenilen kredi kart numaraları bilgilerini vermemesini öğretiniz.
18- Çocuğunuzun, Internet sohbetlerinde onlardan yapmamaları gereken, ya da onları rahatsız eden bir davranışta bulunmalarını isteyenler olduğu takdirde, sohbeti bırakarak hemen size haber vermesini ve olayı anlatmasını isteyiniz. Çocuğunuzun size güvenmesini sağlayınız. Çocuğunuza kızmayınız, korkutmayınız. Çocuğunuza her konuda destek vereceğinizi hissettiriniz.
19- Çocuğunuzdan, Internet sitelerinden bilgisayara yükleyecekleri veya indirecekleri programlar ve içerikler hakkında size haber vermesini, sizin izniniz olmaksızın bu işlemleri yapmamasını isteyiniz.
20- Çocuklara, Internet ortamında başkalarını rahatsız edecek davranışlarda bulunmamalarını öğretiniz. 
21- Şaka yapmak amacıyla dahi arkadaşlarıyla hatta hiç kimseyle korkutmak amacıyla tehdit edici bir üslupla iletişim kurmamalarını anlatınız. Günlük hayatta olduğu gibi, Internet'te de kötü ve kaba kelimeler kullanmamalarını, kibar ve güzel bir dil kullanmalarını isteyiniz.
22- Kelimeleri büyük harflerle ve uzatarak yazmak, düşüncelerimizi iletişimde bulunduğumuz kişiye ısrarcı bir şekilde kabul ettirmeye çalışarak ifade etmenin saldırgan bir ifade tarzı olarak anlaşılabileceğini, bu tür iletişimden uzak durulması gerektiğini öğretiniz. Çocuğunuza karşı bu tarz iletişimde bulunanları uyarmasını, uyarılarını dikkate almayanlarla iletişimde bulunmamasını, Internet ortamından çıkmasını belirtiniz.
23- Çocuğunuzun, Internet ortamında kaba dil kullanan, onları rahatsız ve tehdit eden kişileri size haber vermesini isteyiniz. Bu davranışlarda ısrarcı olanları emniyetin ilgili birimlerine ve servis sağlayıcınıza bildiriniz.
24- Internet ve bilgisayar evinizde ya da çocuğunuzun okulunda yoksa ve çocuğunuz Internet'i başka bir yerde kullanmak zorunda ise bu yerin neresi olduğu hakkında bilgi sahibi olunuz. Sizin izniniz olmaksızın bu yerlere gitmemesi gerektiği konusunda çocuklarınızı uyarınız. Çocuklarınız için uygun olmayan (sigara içilen, filtreleme kullanmayan işletmelerde) ortamlarda bulunmamaları konusunda çocuklarınıza bilgi veriniz.
25- Unutmayınız ki yanlarında velisi olmayan 12 yaşın altındaki çocukların Internet kafelere alınmaması gerekir. Yaşları tutmadığı halde çocukları kabul eden işletmeler aslında kanuna aykırı işlem yapıyor demektir. Lütfen onlar dikkat etmese bile bu kurala sizler dikkat ediniz ve gerekli ise çocuğunuzla birlikte bu yerlerde bulununuz.

 

Copyright © Blogalemi.com Design by O Pregador | Blogger Theme by Blogger Template de luxo | Powered by Blogger